Sahne hayatına oryantal olarak başlamıştı… Sibel Gökçe şimdi ne yapıyor?

Sibel Gökçe, 80’lerin sonu 90’ların başında önce danslarıyla daha sonra da oyunculuğu ile tanındı. Gökçe’nin birçok oryantal dans yapan isimden çok farklı bir tavrı vardı.

Gökçe, “film gibi” dediği hayat hikayesinde dans etmeyi neden seçtiğini şöyle anlatıyor:

“Trajik bir geçmişim var. 5 yaşında annem öldükten sonra Almanya’dan Türkiye’ye geldik ve babaannemde yaşamaya başladım. 15 yaşında da babam ölünce benim için hayat bitti. Başka bir şeye dönüştüm. Evdeki her şey zulüm gibi gelmeye başladı. Evden firar ettim. 15 yaşında bir çocuğu bir aile böyle bırakmaz. Çok da doğru bir şey değildir. Ailem beni kovaladı, ben kaçtım. En sonunda özgürlük anlayışımı kabullendiler. Ardından 15 yaşında Galata Kulesi’nde dansa başladım. Bu arada paralel olarak Yeşilçam’da oyunculuk da yapıyordum. Güzel, alımlı ve başarılıydım. Küçükken dans ederdim ama babam dansöz olmamı istemezdi.”

Maksim’de hep özel kulisim oldu

Sibel Gökçe, Maksim Gazinosu’na transfer oluşunu şu sözlerle dile getiriyor:
“Fahrettin Aslan’la tanıştım. Ardından Maksim’de çalışmaya başladım. Bir anda bambaşka bir dünyam oldu. 18 yaşımda kız kardeşlerimi yanıma aldım. En iyi okullarda okuttum onları. Çocuklarım gibi tüm ideallerimi onların üzerine kurdum.”
Gökçe, “Gazino döneminde kulis savaşları yaşadınız mı?” sorusuna şu yanıtı veriyor:
“İşin enteresan tarafı çok güçlüydüm. İsmim dev isimlerle yan yanaydı. Benim hep özel kulisim vardı. Hep özeldim. Aksine çok aranan bir isimdim. Çok şanslı zamanlardı. Evlenme teklifleri geliyordu fakat işin en berbat tarafı hep sevgilim vardı. Hep birine âşık oldum. Onlarla uzun yıllar geçirdim. Şimdi de ‘nereden sevdim onları’ diyorum.”

Sahne hayatına oryantal olarak başlamıştı... Sibel Gökçe şimdi ne yapıyor

İyi kıvırabilen bir dansöz değilim

Sibel Gökçe, oryantal dansta Burçin Orhon’u kendine örnek aldığını söylüyor:

“Çok estetik ve kaliteli geliyordu onun dansı. Ben çok iyi kıvırabilen bir dansöz değilim. Show girl gibi düşünebilirsiniz beni. Daha estetik ve daha modernize bir yorumdum. Maksim’de Led Zeppelin’in ‘Kashmir’ şarkısıyla dans ediyordum. Uyarı aldım, ‘bu şarkıları değiştirin’ diye. Çok fena rock’n roll dinliyordum. Saçımı kırmızıya boyatıyordum, mecburen peruk takmak zorunda kalıyordum. Oradan çıkıp rock barlara gidiyordum. Aslında popülizm ile çok alakam yoktu. İyi bir rock solisti olabilirmişim. Daha başka vizyonlar yapabilirmişim. Ama hayatımı bir an önce kurtarmak ve işin kolayına kaçmak istedim. Ailen olduğu zaman işin kolayına kaçmıyorsun. Çünkü sığınacak bir limanın vardır. Yalnız ve kimsesiz olduğunda çalacak bir kapın yoktur. Dolayısıyla kolaya kaçtım. Dansöz de damga oldu bende. Başak Gürsoy’un mankenlik seçmelerine girdim. Beni beğenmelerine rağmen dansöz olduğum için seçmediler. Şimdi olsa sorun olmazdı. Belki daha keyif alabildiğim bir mesleği sürdürecektim olmadı. Sonra dansı sevmeye başladım.”

‘Üvey Baba’da oyunculuğum tanındı

Sibel Gökçe, bir dönem oyunculuk yaptı:

“Çok şanslıydım. Çünkü figürasyon olarak başladığım bir işte becerimden dolayı başrol oldum. Sonradan oyunculuk eğitimlerimi aldım. ‘Üvey Baba’ dizisinde rol almam beni yükseltti. Oradaki karakter kötüydü ama tatlı bir tarafı da vardı. ‘Nefret mi etsek, sevsek mi’ bilemiyorlardı. ‘Üvey Baba’dan sonra herhangi bir şey yapamadım. O beni çok kırdı. O geçişi birçok insan aynı anda yaşadı.”

Sahne hayatına oryantal olarak başlamıştı... Sibel Gökçe şimdi ne yapıyor

Gökçe, 2000’lerde de 4 kitap yazıyor:

“Edebiyat dünyasının konuştuğu 4 kitap yazdım. Benden böyle bir şey beklemediler, şaşırdılar. Oradan psikolojiye döndüm. 16 yaşımdan itibaren psikolojiye dair altımı doldurdum. Birçok ders ve eğitim aldım. İnsanlara yardım ediyorum sadece bunu iş olarak yapmıyorum. Ardından tiyatro girdi hayatıma. Çok başarılı oyuncu olduğuma inandım hep ama tiyatrodan korkuyordum. Ali Poyrazoğlu bir gün ‘sahneye çık’ dedi ve orada kalakaldım. Aradan yıllar geçtikten sonra tiyatro yapmaya başladım. Çok keyifli bir girişim oldu benim için. İyi oyuncularla oynadım.”

Dizide rol almak çok istiyorum

Sibel Gökçe, İstanbul’da yaşıyor ve Taksim’de tasarım mağazasını işletiyor. 51 yaşındaki Gökçe, şimdi neler yaptığını da şöyle anlatıyor:

“Şimdi yine bohem bir hayat yaşıyorum. Taksim’de bir mağaza açtım. Çok sıra dışı şeyler tasarlıyorum. Tabii ki çok zorlanıyorum ve bir mücadele veriyorum. O zaman kolaylıkla gelen şöhret, para şimdi daha zor koşullarda geliyor. Şartlar ve bakış açısı da zorlaştı. Şimdi 3 dakikada şöhret kapımızda. Artık devir değişti. O yeniliği nasıl yakalarım, nasıl yeni bir vizyon yaratabilirim kafasındayım. Pandemi döneminde para kazanmam lazımdı. Bir uygulamada canlı yayın yapmaya başladım. Evde müzik çalıp sohbet ediyordum. Bundan para kazanıyordum. Ardından Zoom üzerinden dans dersleri verdim.”

Sahne hayatına oryantal olarak başlamıştı... Sibel Gökçe şimdi ne yapıyor

Gökçe, “Yeniden ekrana dönmek istiyor musunuz?” sorusuna şu yanıtı veriyor:

“Çok çabaladım bir yerde rol almak için. Çabaladığım insanlar belki doğru değildi. İyi menajeri bulamadım. Çok istiyorum yeniden dizide rol almak. Karada çırpınan bir balık gibiyim şu anda. Büyük dalgayı bekliyorum.”

Yalnızlığı seçiyorum

“Yalnızım, yalnızlığı seçiyorum. Mümkünse gelmesin kimse. Çünkü çok kirli görüyorum ilişkileri. İnsanların duygularının silindiğini görüyorum. Şu an bambaşka bir dünya düzenine dönüş yapıyoruz. Herkes katılaşıp farklılaşmış. Temiz bir alan oluşturmaya çalışıyorum. Hep sevgililerim vardı benim. Parmakla gösterilen adamlardı. Bütün hatunlar o yüzden benden nefret ediyordu. Bulunduğum ortamdaki en yakışıklı adam hep benimdi.”

Sahne hayatına oryantal olarak başlamıştı... Sibel Gökçe şimdi ne yapıyor

Tutunamadım hiçbir yere

“90’ları hiç anlamadım. Ünlü olduğumun farkındaydım. Herkes ‘çok güzelsin’ diyordu. Fakat çok sıradan geliyordu. Onu çok iyi değerlendirebilirmişim meğer. Mütevazı ve egosuzdum. Rock konserlerine gidiyordum. Televizyonda rock programları yaptım. Seçimlerim kimliğimi oluşturdu fakat akıllı seçimler yapmadım. Çok rock’n roll bir hayat yaşadım. Anı yaşadım, fazlaca. ‘Ölene kadar yaşayalım, zaten öleceğiz’ derdim. Bunlar hayat biçimim oldu. Yaşadıklarım bugünkü karakterimi oluşturdu. Tutunamadım hiçbir yere, hep kararlarımı kendim verdim.”

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.