Gönül Dağı’nın Cemile’si Nazlı Pınar Kaya’dan Berk Atan itirafı!

Oyuncular, son zamanlarda şehir dışı işlere daha soğuk bakıyorlar. Şehir dışında çalışmanın zorlayan tarafı nedir?
 
Şehir dışında çalışmak kolay diyemem. Tabii ki, İstanbul’dan daha zor. Ailenden uzaksın, arkadaşlarından uzaksın.

 Aslında öğrencilik gibi değil mi?

 Benim için çok iyi. Ben tam olarak bir üniversite hayatı yaşamamıştım. Eskişehir’de geçen sene otelde yaşıyorduk. Benim için orası bir kampüs hayatı gibiydi. İşime gidiyorum geliyorum. Arkadaşlarım var. Aşağıda yine hep birlikteyiz. Benim için keyifliydi. Ama zor yanı da var. Geçen gün ben İstanbul’a geldiğim zaman arkadaşımı arayıp “Ben Nişantaşı’na buradan nasıl geliyordum?” diye sordum.

 Oradaki hayatı seviyor musun?

 Evet, seviyorum. Eskişehir çok güzel.

 Bu projenin teklifi nasıl geldi sana?

 İlk audition geldi. Ben okuduğum zaman benim sahnem gözümün önünde canlandı. Senaryoyu okuduğum zaman da çok beğendim. Yazım tekniği olarak böyle bir şey yapılmamıştı. Yapıldıysa da benim bilmediğim bir yerdir. Her bölümü başka bir karakter açıyor. İlk geldiği zaman üç amcaoğlunun her karakterinin açılış sahnesi vardı. Karakterlerin üzerine düşülmesi, hepsinin ayrı ayrı işleniyor olması ilk bölümden belliydi. Hikayesi çok farklıydı.

 Sence “Gönül Dağı” dizisi seni nereye götürdü?

 Yine bir okul oldu. Bütün işlere öyle bakıyorum ben. Hepsinden bir şey öğreniyorum.

 Sıkıntılı ve kasvetli duygulardan çabuk çıkabilir misin?

 Çıkarım. Kendimi oraya gömmeyi sevmiyorum. Arkadaşlarımla görüşürüm, hemen dışarıya atarım kendimi. En kötü şeyde bile 3 gün ağlarım. Tabii ki sağlık dışında bahsettiğim şeyler.

 Ağlar mısın?

 Çok, her şeye ağlarım.

 Bazı gözyaşları, dinginleşmeye ve rahatlamaya sebep olur. Bazı gözyaşları da vücuda zarar verir, baş ağrısı yapar, yıpratır. Senin gözyaşların hangi sınıfa giriyor?

 Herkes gibi konuya göre değişiyor. Ben, ağlayıp rahatlamayı seviyorum. Ağlamak için izlediğim filmler gerçekten var.

 Bu işin içerisindeyken bu işe dair bir şey izleyip duygulanmak zor olmuyor mu? “Gönül Dağı” dizisini izlerken teknik açıdan mı bakıyorsun yoksa seyirci olarak izliyor musun?

 Diziyi izlerken teknik açıdan bakıyorum. Ama şöyle bir durum var. Her hafta gelen senaryoda mutlaka ağladığım bir sahne oluyor. Okurken ağlıyorum. Gerçekten her bölüm en az bir sahneye hıçkırarak ağlıyorum. Şuna da katılıyorum. İzlediğim bir dizinin kamera arkasını görmekten hoşlanmıyorum. Özellikle yabancı yapımlarda. Büyüsü kaçıyor sanki. Mesela Harry Potter’a bayılırım ve asla kamera arkasını izlemedim. Öyle şeylerde gerçekten büyüsü kaçıyor.

 Role girmeye, rolde kalmaya, onu canlandırmaya nasıl bakıyorsun?

 Bir karakteri aldığım zaman bir yolculuğa çıkıyoruz. Ondan bir şeyler öğrenerek ve karaktere bir şey koyarak devam ediyorum. Aslında yine benim. Cemile, benim için içimdeki farklı bir Nazlı. Bambaşka bir şey yapamazsın. Çünkü tek bir fiziksel görünüşün var, tek bir ses tonun var. İstediğin kadar değiştir. Tavır ekleyerek karakteri başkalaştırıyorsun.

 Oynarken duygulandığın sahneyi paylaşabilir misin?

 Beni çok etkileyen 2. bölümdü. O bölümde babam ile birlikte Cemile’nin annesinin geçmiş fotoğraflarına baktığımız bir kısım vardı. Okurken de çok duygulanmıştım. Çünkü Cemile’nin ailesinden kalan tek kişi babası ve onunla fotoğraflara bakıyor. Bu çok yalın aynı zamanda çok hüzünlü.

 Unutamadığın bir set anısı var mı?

 Gerçekten çok gülüyoruz. Bir yerden sonra çekemediğimiz sahneler oluyor. Bizim işin hem komedi ayağı var hem dram ayağı var. Bir sahnede Berk Atan, Semih Ertürk ve ben varız. Ben, o dönem hamileyim. Sahnede önce oğlan olacak çocuğunuz dediler. Biz sevindik. Ondan sonra hastaneye tekrar gidiyoruz meğerse kızmış cinsiyeti. Yanlış görülmüş. O sahneyi çekeceğiz. Semih, Berk’e “Bizim oğlan kızmış.” demeye çalışıyor. Berk de diyor ki “Nasıl kızmış? Ana karnındaki bebek nasıl kızar?”. Biz buna hunharca güldük. Zaten Berk’e o kadar gülüyorum ki. Yakınımda bir bakıyor bana. Lütfen bakma diyorum. Gözünün içi gülüyor çünkü. Yalvarırım yapma diyorum.

 En son en çok istediğin şey neydi?

 Ehliyet almayı çok istiyordum. Bütün arkadaşlarımın bildiği bir şey. Ehliyeti aldıktan sonra 1 ay konuştum.

 En son en çok hüzünlendiğin anı paylaşabilir misin?

 Son gelen bölüme çok hüzünlendim. Onun dışında “After Life” dizisine çok ağladım. Son 2 bölümde ağlamaktan göremiyordum alt yazıları.

 En son en çok neye şaşırdın?

 Şaşırmıyorum. Birisi bir şey yapmış dedikleri zaman şaşırmıyorum.

 Herkes, her şeyi yapabilir mi?

 Yapabilir. Buna ben de dahilim. Çünkü biz insanız. Hatasız olmamız, imkansız gibi geliyor bana.

 Sınırlarımız yok mu?

 İnsandan insan değişir. Benim yanlış bulduğum şey, senin için değildir.

 Hayır diyebiliyor musun?

 Diyemiyorum. Yıllardır yaşadığım bir problem bu.

 Niye bunu problem olarak görüyorsun?

 Mesela yapmak istemediğim bir şey oluyor ve yapıyorum.

 Çok güzel sevildin mi?

 Evet.

 Çok güzel sevdin mi?

 Evet.

 Buradaki güzellik tanımın ne?

 Beklentisizlik. Bana şunu yapsa çok mutlu olurum durumunu beklemediğin zaman o gerçekten pür-i pak bir sevgi oluyor.

 Ona aslında öyle olmadığını anlatır mısın?

 Kapanan bir konu var ama hala düşündükçe gerilirim. Çünkü hata bendeymiş gibi bir durum oluştu. Ama ikimiz de hatalı değilmişiz.

 Ne kadar oldu?

 5-6 yıl olmuştur.

 Ona bir şey söylemek ister misin?

 Gerçekten bilsem öyle yapmazdım. Bir hastalık durumu varmış. Ben o kadar ciddi olduğunun farkında değildim. Akşam da provam var. Ben provayı kaçırmak istemiyordum. O da kötü gözüküyordu. Hastaneye götürmeyi teklif ettim. O da istemedi, eve gideceğini söyledi. Öyle deyince ben provaya gittim. Daha sonra ailemden başka biri beni aradı ve hastanede olduklarını söyledi. Benden sonra hastaneye gitmişler. Gittim ve çok üzüldüm.

 Kendini affettireceğin bir andasın ve seni dinliyor. Anlatır mısın?

 Yanlış yaptığım zaman kendimi affettireceğim diye kırk takla atıyorum. Hayır diyememe meselesi gibi. İnsanları kırmamak için her şeyi yaptığım için çok oralara düşmüyoruz.

 Onu nasıl sevdiğini tarif eder misin?

 Arkadaşlarımı çok kredili seviyorum. Birbirimize alan açıyor olmamız lazım. Sevgi öyle bir şey. Birbirimize mutlu olacak alanlar açalım.

 Aşka inanır mısın?

 İnanırım. Aşk bence meraktır. Sonsuza kadar süren bir aşk olamaz. O aşk bir yerde biter çünkü öğreneceğin bir şey kalmaz. Sevgiye dönüştüğü zaman devam eder.

 Nasıl bir merak bu?

 Her şeyini merak etmek. Neyi, nasıl seviyor? Nereye gitmekten hoşlanıyor? Hangi yaz tatilini seviyor? Bir sürü şeyini öğreniyorsun.

 Mesela kahvaltıda ne sevmez?

 Tatlı şeyler yemeyi sevmez.

 Dilediğin kişiye, dilediğin bir soruyu 83 milyonun izlediği bir programda sorma imkanı verildi sana. Bu kim olurdu ve ona ne sorardın?

 Aklıma Nicole Kidman geldi. Son dizisinde neden öyle şeyler yaptı?

 Sence soruyu duysa ne der?

 Gel tartışalım demesini isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.